neler oluyo?

depresif bireyler için

pusulam rüzgar — 23 Ocak 2022

pusulam rüzgar

merhaba dostlar, herhangi bir akşam aslında ama bir şeyi var bu akşamın bilmediğim ki beni buraya sürükledi. tanrıları, mitolojileri ve sayısız efsaneyi bizim ürettiğimizi düşünürsek bazen inanmak için bir şeyler yaratıp peşine takılabiliriz. bir süre kendimi tarttığım bir dönem oldu bu yüzden. kardeşim bak emin misin gerçekçi bir hedef mi diye çok sorguladım ve kağıt kalemle ne zaman haşır neşir olduğunu unutmuş ben, finale girecekmiş gibi sayfalarca not çıkarttım. bu inancın gerçekçi olduğu konusunda da memnun ve mezun oldum. gidelim mi buradan?

kendimi yediğim yılları bana sor, var mı hevesin? deseniz kesin ve tek bir cevap veririm. evet, var. bahsettiğim şey öyle sıradan bir şey değil, farkındayım. normal insanların kalkışmayacağı işler yapıyorum hayatta. hatta arkadaşlarımın bile bir kısmının inanmadığı ya da yargıladığı yerler vardır illa. bunun olmasını çok normal karşılasam da, normal kavramıyla bir savaşım var benim. normali kim belirlemiş ve kime göre normal? aslında bahsettiğim bir kelime değil, bir toplum. toplumun belirlediği normlar içerisinde kaldığın sürece normalsin. üniversiteye hazırlanır, üniversiteye gidersin. mezuniyet fotoğrafı falan çektirir oradan mezun olduğun diplomayla işe girer, bir kariyere başlar ve hedeflersin. bir de evlendin mi işte… normal. konfor alanı aslında burası. bunu yaptığınız sürece kimse sizi yadırgamaz, yargılamaz. çizilen sınırın dışına adım atmaya kalksanız, normal altından sopa gösterilir ve “oğlum/kızım boşver onu yapma, deneme” başlar. normali olan ama toplumun normlarına sığmayan biri olarak yazıyorum. üniversite diplomam yok, henüz bir işim de yok, maddi gelirim falan da yok. yani toplumun yokları içerisinde var olmaya çalışıyordum. sonra işte… pusulam rüzgar.

bir hayalim var, dışarıdan absürt gözüken. bir hedefim var, toplum için imkansızı barındıran. bir kendim var, bir daha bırakmamak için sıkıca sarılan. yani dostlar kısaca kurduğum hayallerin, hedeflerin hatta yapmak istediğim mesleğin toplumda yerinin olmadığının farkındayım. başarıncaya kadar yine ne deniyor, ne yapacak diyebilirsiniz. başarısız olursam ben demiştimciler var şimdiden çevremde başta aile büyükleri. hiç önemli değil. inanmış, kudurmuştan beterdir derler. kendime inandım ve yapabileceğimi kendime kanıtladım. çevremdeki insanlara ingiltereye gideceğim demeden önce, kendimle yüzleşmem gerekti ve en zoru kendimi buna ikna etmekti. insan değişik bir canlı, neyi hedeflerse ona evrilebilir, kendini ona adapte edip hayatta kalabilir ve tüm duygularınızı, düşüncelerle size yansıtır. zaten psikolojide de öyle geçiyordu sanırım. insanı depresyona sürükleyen yaşanan olaylar değil, o olaylara bakış şekli gibi bir şey. yalan da olmasın diplomasını almadım onun…

gel gidelim yolları bana sorma, ne bileyim? derdim eskiden. kendimi yediğim yılları bana sorarsanız artık kaybettiğim şeyleri anlatmak yerine, kazanımlarımı dinlersiniz. gerçi zaten bu blogu okuyorsanız bu dönüşüme tanık olmuşsunuzdur. bugün okuduğum şu yazı da kararımın doğruluğunu soğuk su gibi tekrar vurdu yüzüme. ben başaracağım. bu ülkeden siktir olup gideceğim. oraya gittiğimde kendime koyduğum bir hedef var. hatta onu da başaracağım. yani bir yelkenli kalktı bu şehirden rotası ingiltere olan. ister o gemide yer alın, ister almayın. limandan ayrıldığımda geri dönme şansınız olmayacak.

kendini bilen, hedefleri ve inancı için inatçı olan birinin blogunu okudunuz. sevgiyle.

gidelim burdan, pusulam rüzgar.

hayal edemezsin — 22 Ocak 2022

hayal edemezsin

merhaba dostlar, çalışmaktan buraya zaman ayıramadığım günlerden geçiyorum. yirmi dört saat yetmiyor. bir dizi yeni kararlar, kendime verdiğim üç söz, koyduğum bir hedef ve hedefe kitlenince imkansıza ulaşan ben. bir coşkuyla karşınızdayız!

hadi size süreci anlatayım. yılbaşına yatarak girmeyeceğim diye kendimi ayağa kaldırmamla başlayan bir diriliş. yılbaşı gecesi yatıyordum, planım falan da yoktu. dedim kalk aslan parçası, yürüyerek gir. yeni yıla dakikalar kala çektim eşofmanlarımı yürüyüşe çıktım. bu yıl, kendime yolda geçireceğim bir yıl olsun diyerek başladı. yeni yılın ilk saatlerinde kendime bir söz verdim. uzun zaman sonra verdiğim bir söze, gerçekten inanmıştım. aslında elle tutulur pek de bir şey yoktu. bir hayal, kendime verdiğim bir söz ve noel baba. çok saçmaydı ama… ben eskiye, sözlerim deliye dönmüştü bir kere. akacak kan damarda durmaz, durmadı da.

birkaç gün hiçbir şey yapmadım açıkçası, tekrar bi’ keyifsizliğe bürünmüştüm. balıkesirde dükkan mı beklicem ömür boyu diye kendime söyleniyordum. bursadaki işle ilgili birkaç şey oldu ama ciddiye binmedi falan sonra saldım. youtube’da çok fazla vakit geçiriyordum çoğu da grafik tasarım ve yurtdışı videoları oluyordu. insanlar nasıl gidiyor, benim elimde neler var ve neler yapabilirim diye kendimi dürtmeye başladım yine içten içe. sonra karşıma yıllardır aslında bir şekilde yaptığım grafik tasarım ve deneyim tasarımı anlamına gelen UI/UX çıktı. araştırmaya başladım, araştırdıkça kendimi buldum. daha şevkle sarıldım, ingilteredeki bir abiyle konuştum ihtiyaç duyulan mesleklerde UI/UX var bir bak istersen dedi. türkiyede yaşayan biri olarak bir şeye ihtiyaç duyulmasına sevineceğimi düşünmezdim. günler süren araştırmalar, çalışmalar ve nasıl yapabilirimden sonra şu anki yoğun tempoma girdim. sonrasında scale-up vizesi falan gündeme düştü ve iyice hypelandım.

koşullar ve şartlar belli. mayıstaki galatasaraydan daha tehlikeli bir şey varsa hedefe kitlenmiş benimdir ve bu sene sonunda ingilterede olacağım. hangi şehir olur bilmiyorum ama kendime bir söz verdim. söz, bence kişinin özünden gelir. özünü kaybetmiş biri olarak uzun zamandır kimseye söz verememişim. söz verip tutamadıklarımdan özür dilerim, bir yanılsama içindeymişim. özür de bence kişinin özünden… neyse dönelim konumuza. eksik belgelerimi bir bir tamamlıyorum. google’dan financial aid aldım. amına koyim google’dan 300 dolarlık financial aid aldım. 150 kelimeyi geçen kendimi ve neden bu sertifikayı istiyorumu anlatan essaylerimle. baba bakın ben en son essay yazdığımda sene 2016 falandı. eğitimin özelliği sertifikası ingilterede geçerli, mesleğimde yeterli olduğuma dair google’dan alınan belge. cayır cayır yanıyorum hanımlar beyler. bir yandan da tüm cihazlarımın dilini ingilizceye çevirdim, dinlediğim müziklerin hepsi ingilizce. telefonumun, bilgisayarımın arkaplanı londra, twitter’da birleşik krallık bayrağını taktım bile. god save the queen… gece spaces’te ingilizce odalar dinleyerek uyuyorum. ielts’e falan hazırlanmaya başladım. içinden geçicem hepsinin.

hava hafif kapalı, serin ama üşütmüyor, themes nehri yanında yürüyüşe çıkmışız. dinlenmek için bir banka oturuyoruz. karşımızda tower bridge…

milyon kez anlatsam, hayal edemezsin.

hayalini yakala — 16 Ocak 2022

hayalini yakala

merhaba dostlar, şarkı ismiyle değil batan şirketimin mottosuyla karşılıyorum sizi. belki de yeni bir şarkıdır, sözlerini yazmak için beklediğim. anlam ifade edip etmemesi önemli değil bu sefer. bir hedef, bir hayal ve bir ben var artık. hedefim hiç olmadığım kadar yakın, olmazlara yanmadan ilerleyeceğim yolun sonunda beni bekliyor. hayalim ellerimle tutabileceğim mesafede, benim hedefe varmamı bekliyor. bir ben kaldım tenhasında gecenin. ben de şu an size süreci anlatmak için bu yazıyı yazıyorum. hayalimi yakalar mıyım? bu defa yakalarım. başlayalım.

“hayalini yakala” aslında şirketimden çok benim mottomdu. kimi zaman başkaldırı, bazen ülkü ya da devrim kimi zamansa hayata karşı bir direniş. her neye inanıyorsanız o kısmını yakalayabilirsiniz bu mottonun. hayali olan insan, yaşamak için umut aramaz çünkü kendisi ve kurduğu hayal en büyük umuttur. hayalinizi elden kaçırırsanız işte o zaman yaşama küser, sonu olmayan bir karanlığa hapsolursunuz. bazen o karanlığa o kadar çok alışırsınız ki, gözlerinizin açık mı kapalı mı olduğu unutursunuz. karşınızda umut, güneş gibi tüm çıplaklığıyla parıldarken, karanlığa olan saplantınız gözlerinizi kapamaya iter sizi. gözlerin kararır, bilincini yitirirsin. sonrası sonsuz karanlık…

işte aslında sonsuz karanlık değilmiş sonrası. bir şekilde insanoğlu kabuğundan çıkıp gelişmeye, daha iyiye ve daha güzele evriliyor içten içe. siz isteseniz de istemeseniz de çıkıyorsunuz o karanlıktan. yıkıyorsunuz parçanız olan dört duvarı. canınızdan can gidiyor belki, eksildiğinizi hissediyorsunuz. duvara attığınız her darbe, sizi yere yıkıyor. tekrar kalkıyorsunuz, daha güçlü bir yumruk sallıyorsunuz. daha güçlü düşseniz bile daha da güçlenerek attığınız yumrukla… karanlığın alışkanlığıyla gözleriniz acıyor, elinizle kapatıyorsunuz yüzünüzü. ışığı görüp gökyüzüne bakmak zor geliyor. ama işte oradasınız. o duvar yıkıldı. bir yanınız deniz, bir yanınız sevdikleriniz ve siz. sonra dört duvarı yıkmak için harcadığınız çaba, döktüğünüz ter ve gözyaşı. bir yanınız deniz, bir yanınız sevdikleriniz ve işte tam da orada ikinci bir hayata gülümseyen siz.

yaşadıklarımı şiirsel bir dille anlattım diyebilir miyiz? şiirsel mi emin değilim ama bence deriz. şimdi dostlar, benim de kendime göre hayallerim, rüyalarım var. ben bir kişiden çok şey öğrendim. karanlığıma ışık, yoluma yol ve yoldaş, sevgime şiir, derdime şarkı oldu. hissettiklerimi tam anlatmaya kalksam ne tam layığıyla anlatabilirim ne de kendi yazdıklarımdan tatmin olurum. hayalimi, hayalimiz yapıp bu yolun taşlarını birlikte döşedik. ben büyük adımlar atarken eminim, o da kendi için güzel bir adım atmıştır. üzerindeki yükleri hafifletmiştir. çok uzakta olmayan bir zaman diliminde, televizyon vergisi ve belediye ücreti gibi dertlerimizin olacağı bir ülkeye gider mi bu hikayemiz bilmiyorum. ben hikayemi o yönde yazmaya başladım. tüm siyasileri bilmek yerine siktimin kraliçesi deyip geçeceğim günlere, gün sayıyorum.

daha önce çok şey başardım, anlamlı ama anlamsız. kaybettiğim şeyler de oldu, varsın olsun. herkes kaybedebilir. aldığın en büyük yenilgiden sonra alınacak zafer ise en kıymetlisidir. yani diyorum ki toparlan bir an önce. daha gidilecek yerlerimiz var. şu sohbetimizi dinler gideriz.

ışığı gördüm gözlerimi kapamam.

yorgun demokrat — 14 Ocak 2022

yorgun demokrat

merhaba dostlar, karanlık yollardan geçip zehir gibi sular içtikten sonra yeniden buradayım. öğle vakti niye burdayım bilmiyorum ama yazıp içimi dökesim geldi. yurtdışına gitmenin çeşitli yollarını ararken denk geldiğim yepyeni fırsatlar, heyecandan unutup not almalar falan… aldım başıma belayı kısaca. söz verdim kendime tutucam bu sözü aferin bana. yeni yıla londra sokaklarında girmek mi… hayali saç beyazlatır. şaka bi’ yana bugün ilk ciddi adımlarımı atmaya başladım bu konuda. önümüzdeki sene adalardan bir yar gelir ezberleyin istiyorum. kendime gelsin. biraz daha netleşsin ve süreç ilerlesin, neler yaptım falan gibi bir post geçerim buraya. bu ülkeden siktir olup gitmenin zamanı geldi.

ömür dediğin geçiyor öyle ya da böyle. ne yaşaman gerekiyorsa onu yaşıyorsun. yirmi beş senem bu ülkenin koşullarına ayak uydurayım, siyasete girip bir şeyler değiştireyim, şöyle milliyetçi böyle türkçüyüm diye geçti. yirmi beş sene. deli sikti herhalde beni, bu milletin milliyetçiliğini yaptım. muhalefetinden iktidarına, marabasından akademisyenine baştan aşağı siki tutmuş vaziyette. hala idealist yaklaşıp uğraşan didinen vardır diye söylüyorum lütfen yapmayın. cebinize bir şey girmeyecekse siyasetle uğraşmayın. siyaset, ideolojinizi yansıtan bir parti bulup mücadele edeceğiniz mecra değil. siyasetin peşinden koşturtan her duygu, güdülmenize sebep olur.

harcadığın ömürden eline kalan şey sadece tecrübe oluyor. hatalar yapıyorsun, düşüyorsun kalkamıyorsun, yeniliyorsun eziliyorsun en sonunda yine kalkıyorsun. her şey bir döngü içerisinde devam ediyor aslında. düşünsenize dört milyar yıllık gezegenden bahsediyoruz. soyu tükenenler, evrim geçirenler, doğal seçilimler falan filan. evrenin büyüklüğü falan var ki oralara giremedik bile henüz. her dönem bir döngü aslında. sizi tanıyan son kişi ölümü tattığında siz de tamamen tarih oluyorsunuz. yani bundan yüz yıl sonra dertlerimizi bilen kimse olmayacak. ne zorluklar çektiğimizi torunlarımız bile siklemeyecek belki. her şeyi fazla ciddiye alıyoruz. gereğinden fazla anlam yüklüyoruz. belki de bunları yaparak yaşadığımızı hissediyoruz. felsefi girdim biraz ama… kainatın içinde muhatap olduğumuz tiplere bak, şansımızı sikeyim diye isyan ederek belki de dünyevi hayatın fırsatını kaçırıyoruz. çok böyle metin hara kitabı gibi olsun istememiştim. duygularım buraya sürükledi. ayağa kalk zıpla falan demicem merak etmeyin. gerçekten yaşamak için çok kısa bir süreye sahibiz. biz ölsek de devam edecek döngüde, çöldeki bir kum tanesiyiz. spice’lı olanından ama.

felsefi muhabbetler bir yana kendime yeni bir rota çizmekten çok mutluyum. geleceğim için gerçekten umutluyum. beni ayakta tutan burası, gitarım ve dostlarım. kendime umut aşılayan da benim. keşke deneseydim diyenlerden olmadım genelde de risk alıp toplumsal normlara karşı koyacak kadar cesurum. hala bir üniversite diplomam yok. kendimden vazgeçtim. iki kez hem de. bunlarla gurur duymuyorum ama en azından birinin reçetesi var asdgasdh. kendimin sınırlarını gerçekten zorlamak istiyorum. yeteneklerimin, karakterimin ve kendimin farkındayım. evet, bambaşka bir benlikle ileriye bakıyorum artık. eskisi gibi dürtüsel değil, bu sefer sağlam adımlarla bir hayat inşa ediyorum. olur, olmaz bilemem. olmazsa da şarkı olur bu hikayem.

cesur, güçlü ve kendini seven birinin blogundasınız artık. asıl şimdi hoş geldiniz.

rahatsız vals — 12 Ocak 2022

rahatsız vals

merhaba dostlar, her gün her şeyin aynı olduğu bu yerden hepinize koca bir yazı getirdim sanırım. bundan birkaç yıl sonra kendimi görmediğim bir işi yapıyorum bir süredir. bilmeyenler için özet, geçen ay kadın giyim üzerine bir butik açtık annemle. yani tam olarak ben açmadım aslında orası bi’ tık karışık. yavaş yavaş rahatsız etmeye başladı beni. çünkü kadınlara satış yapmak gerçekten zor. malum ülke şartlarından giydiği elbiseye “güzel oldu” veya “şurası tam oturdu” desem ne tepki vereceğini bilmediğimden bir şey söylemiyorum. “olmadı mı” falan gibi sorular gelince de “ehehe” diye oksitliyorum soruyu veya tek olduğumu gören kadınların bazıları girmiyor falan. rahat hissetmiyorum kendimi. zaten yeni yeni bulduğum kendimi, rahat olmadığım bir işi yaparak kaybedemem.

maddiyatı sallamıyorum artık, iyi durumda olan zaten kimse kalmadı. manevi olarak kreatif bir şeyler istiyorum. bir şeyleri ortaya koymak, yaratmak hoşuma gidiyor. iyi olduğumu da düşünüyorum bu konuda. daha önce de ikilemde kalmıştım hangi işi yapsam diye ve blogda da yazmıştım. farklı şehirdeki işten yeniden irtibata geçtiler. tatlı tatlı flörtleşiyoruz patronla. o bana mesaj atıyor “müamiin” diye ben de “yav hehe” falan. anlaşıyoruz bence ya… goygoy bir yana cidden güzel olabilecek ve kreatifliğimi sergileyebileceğim bir alan orası. tek sıkıntısı var o da şehir değişikliği. sıkıntıdan kastım da ileriyi düşünerek hareket etmek istiyorum. ileriyi göremiyorum, bir tekinsizlik var ileride.

herkes yaşıyormuş bu arada böyle şeyler ya. insanlarla tanıştıkça daha iyi anlıyorum normal şeyler olduğunu. içten içe biliyorsun ama birinin bazen söylemesi gerekiyo. olum bak tek sen yaşamıyosun bunları falan diye. düşe kalka büyüyoruz valla ve istesen de istemesen de hayat seni bir yerlere taşıyor. yetenekli olduğumun farkındayım. eskiden de farkındaydım ama sadece farkındaydım yani. üstüne koyabilmek, bir şeyleri geliştirmek çok zor geliyordu götüme. zeki ama çalışmıyo sdagkaldfşh. yaratıcılığım için bunu kullanabilir miyiz? bence çok da isabet olur ajsdghfhh.

bir süredir arayüz tasarımları üzerine çalışıyordum, okumalar yapıp video dinleyip aynılarını programlarda uyguluyodum falan. bahsettiğim iş de web sitelerinin arayüzünü tasarlamak üzerine ilk etapta. şirketin hedefi de yurtdışı olunca aslında hayallerime yaklaşıyorum hissi de başlıyor. 2022’nin sonunda söz kendime, yurtdışında olacağım. daha önce hayatta kaçırdığım ne varsa, üst üste koyup içlerinden geçicem böyle. bunu da yaptım ve keyif aldım diye buraya yazacağım. yaşamaktan keyif almak… uzak bir kavramdı birkaç aya kadar. güzelmiş la bu amiriiiimmmmm!

içinde kötü bir his mi var diye sorsam söylemez ama benim hayali olmadığımın farkında değil galiba. valla hayali değilim. elle tutulur, el ele tutuşulur biriyim. sadece bir hatırlatmak istedim. dünya savaşında sandığımız kadar yalnız da değiliz ayrıca. yarabandı seviyoruz diye de kesmeyelim birbirimizi. dünyayı sevgi kurtaracak ve bir insanı sevmekle başlayacak her şey.

dünyanın bir yenilmeze ihtiyacı var, ne dersin kurtaralım mı dünyayı?

yok böyle bir şey — 9 Ocak 2022

yok böyle bir şey

merhaba dostlar, iyiymiş gibi yapanların ülkesinde düşünmeden verilen iyiyim cevabı gibi standartlaşmasın istiyorum bazı şeyler. sizde neler oluyo bilmiyorum ama… geleceğe doğru attığım her adımda sanki üstüme basıyorum. bir adım geri çekiliyorum, deli gibi sis çökmüş. bir teselli olmasın hayatta olmam, gerçekten nefes almak değil yaşamak istiyorum.

herkesin yaşam denen büyük bir koşuşturmada neler kaçırdığını fark etmemesi ne acı. bugün geç kalmışlığım altında ezilirken duyduğum sesler, kaburgalarımdan gelmiyor. gülmeyi unutmuş, ağlamayı bilmeyen ve öncesi olmayan bir adamın gülüşü bu. o gülüşün kıymetini bilmeliyim çünkü attığın tohumun filizlenmesi bu. teşekkür ederim önce kendime, sonra sana.

hani bir sabah elinde poşetle kapıma dayanıp “terliklerimle değil ama spor ayakkabılarımla geldim” demiştin. hani sekiz martta kadınlar günü ayağına bir demet papatyayla balatın dört yanını geçip yanına gelmiştim. şu an her birinin anlamı daha farklı. her biri anı daha net. öyle şeyler yaşattın ki uğruna her şeye değer. yaşarken kaçırdığımız her anın kıymetini yeniden yaşarmışçasına biliyorum artık. geçmişte kalmadım. geçmişe bakıp ahlanıp vahlanmıyorum. her anıdan çıkardığım anlamlar beni tamamlarken, ben de kendi yaralarımı sarıyorum. hatırlıyorum. hatırladıkça daha çok seviyorum.

yolunu kaybedip dünyaya düşmüş bir meleksin. vazgeçerim sanıyorsan kendini kandırıyorsun. vazgeçilir mi senden?

nasıl olsa geçer diyorsan, geçmez birtanem vazgeçmez yüreğim. sen orada durdukça, pes etmez yüreğim. yanisi şu…

yok böyle bir şey.

kendi evimde deplasmandayım — 8 Ocak 2022

kendi evimde deplasmandayım

merhaba dostlar. sık sık yazdığım dönemlerden geçiyorum ya anlatacağım şey fazla oluyor ya da fazla bunalmış oluyorum. bu aralar kendimi geliştirmeye takmış durumdayım ve taktıkça hiçbir şey yapamadığımı fark ediyorum. yine kısır döngüye gireceğimi fark edip çektim kendime siktiri şimdi gitsin sağda solda geliştirsin kendini. boktan bi’ gündü yine yani aslında sıradan bir gündü falan filan. yazıp yazmamak arasında gidip geldim çünkü kendimi rahat hissetmeyince kendim olamıyorum. bu yazdıklarım da bi’ sike yaramıyor o zaman. anladığınız üzere yazmaya karar verdim. olabildiğince kendimim. başlayalım mı?

başlık bu çünkü uzun zamandır böyle hissediyorum. insan bir kere kopunca, bir daha hep deplasmanda hissediyor. yalnız yaşadığım günleri yad ediyorum, gözümden bir damla yaş da süzülüyor arkasından. gece dertlenip fatihi aradığım balat sokaklarını, yeminle hiçbir şeye değişmem. bazen söz veriyorum kendime, gideyim bu hafta diye. sonra bir anda anlamsızlaşıyor her şey. siyah beyaza bürünüyor koca istanbul. bunun arkasından yazdığım için ağzıma sıçacaklar biliyorum ama istanbul da deplasman oldu bana. yıllarca süründüğün sokaklarda yeniden sürünürken, gidecek evinin olmadığını fark etmek koyuyor lan insana. balattan çıktığımdan beri evimde hissettiğim sadece bir ay oldu. balıkesir’de gerçekleşti ama ev koşulu sağlanmıştı. yani köşeyi dönsem ölüm, düz gitsem hayat. ana avrat düz gidersem karşıma ne çıkar bilmiyorum. bazen çok şey bekleyebiliyoruz kendimizden. yaşanan, yaşanmayan o kadar çok şey birikmiş ki düşününce ardı arkası kesilmiyor. bir kere 70’lik aldık, 2019’un martında bir gün. fatihle amı götü dağıtana kadar içmiştik. en son balatta oraya buraya çarpa çarpa yürüdük. ayılmam için kahve yapmıştı, içmemek için diretmiştim. bir de buna şahit olan aşık olduğum kadın kısmı var ki… trajikomik.

evde olduğumu biliyorum ama evin içi boş geliyor. benimmiş hissi, aidiyet hissetmek falan yok. evet, yatıp kalkıyorum falan işte. sonra dönüp üstte yazdıklarıma bakıyorum. bir yerin ev olması için ne gerekiyor? cidden soruyorum bunu. daha önce bir insan sizin eviniz oldu mu hiç? hiç bir meyhaneyi evinizmiş gibi benimsediniz mi mesela? ya da salaş bir kafeye gereksiz anlamlar yüklediğiniz olmadı mı? böyle yarak kürek sorularla karıştırabilirim aklınızı. benim hepsine cevabım evet. peki ne oldu sonra onlara? eviniz olarak kaldı mı yoksa birer deplasmana mı dönüştü?

ben bu sıralar kendi evimde deplasmandayım. özledim lan işte her şeyi. saraylarda süremem, balatta sürdüğümü. götünü siktimin balkesi.

bu sefer nasıl bitirmem gerektiğin bilemedim ya dümdüz bitti işte.

yokluğunda ve sitem — 6 Ocak 2022

yokluğunda ve sitem

merhaba dostlar, böyle gecenin ızdırabını sikeyim öncelikle. evde duramadım, içim daraldı attım kendimi dışarı ama bu kodumun şehrinde kimse olmadığı için değişen pek de bir şey olmuyor. insan bir şeyleri paylaşmak istiyor sonra gelip buraya yazıyorum işte. kaybetmem lazım mı bu öfkeyi?

bazen ağrıma gidiyor, ulan ne günah işledim falan diye goygoya girmeden açık açık sövmek istiyorum. tanrı veya her şeye gücü yeten ne boksa demek ki bazen iki eliyle bir yarattığını doğrultamıyormuş. hiçbirimiz eşit şartlarda ve koşullarda büyümüyoruz zaten. bu sistemi çok da ciddiye almaya gerek yok aslında. ne garip duygu şu hissettiğim. çaresizlik de değil kabullenme de. öfke de değil nefret de. hissettiğim bir şey var, onun da literatürde yeri yok. öbür dünya falan varsa çıkıp kollarımı iki yana açıp yaratmasaydın lan diye bağırsam geçer mi lan acaba?

sanatçılarının birçoğunun bipolar olduğunu biliyor muydunuz? alın size ortamlarda satılacak bilgi. yıllarca bana acıdan besleniyorsun falan diyenler haklıymış amk valla helal olsun. ben niye yazmaya başlamıştım veya nereye bağlayacaktım unuttum ya. neyse, bu kedi hayvanı var ya çok enterasan.

neden gassaray diyenlere, because of güsel marmarayla güsel gidiyo deriz.

ulan gassaray…

mutlu olmak zordur derler — 5 Ocak 2022

mutlu olmak zordur derler

merhaba dostlar, bugün biraz dolup taştığım bi’ gün oldu ve kendimi burada buldum. biraz da izmirde intihar eden yunusun mektubunu da görünce mutlu olmak zordur derler dinleyerek yazmaya başladım. eşlik ederseniz sevinirim. diğerlerine benzemeyen veya benzeyen bir yazı olabilir, çok uzun da olabilir kısa da… bilmiyorum. hadi başlayalım.

satır satır, kelime kelime kendini anlatmak hem de son kez bunu yapmak nasıl bir yük anlatamam. ben yazmayı denediğimde “ne yazılabilir neyi kime anlatıcam. kimlerden özür dilemem gerek veya gerek mi? son kez onu sevdiğini söylemek ve intihar ederken bunu yapmak.” kafamdan binlerce düşünce geçtiğine ve aralarından sadece bazılarını yakaladığıma eminim. en son buruşturup fırlatmıştım kenara. şimdi o hali muhtemelen sevdiğim kadının anılarını biriktirdiği kutuda. ne acı bir şey aslında. ona yaşattığımı da geçiyorum bunu derken. bence en boktan kısmı da kendine tutunamazken sevdiğin kişiye yaptığın ihanet. sadece şunu düşünün. sevdiğin kişi hayattan vazgeçmiş ve siz onu hayata döndürmek için elinizden geleni yapıyorsunuz. ona rağmen dönemiyor. dönemedim o zamanlar işte. yunusun mektubunu okurken bu geldi aklıma. yazmazsam yine içime atıp susacaktım. yaşattıklarım için özür dilerim yeniden.

çok boktan şeyler yaşadım şöyle bi’ bakınca. altından da aslan gibi olmasa da kedi gibi kalktım. miyav amk. kendimi tanıma ve sevme dönemimdeyim. seviyorum kendimi. kendimi sevdikçe de kendime değer verdikçe çevremin de değeri artıyor. ve ben ne zaman kendimde bir şeyi sevsem, seni buluyorum yanımda. dönüp dolaşıp yine tamamlanıyorum senle. zor bir süreçtesin ve yanında olmayı isterdim aslında ama tutuyorum kendimi bir süre daha. umarım iyisindir ve o zorluklara zoru gösteriyorsundur. hayatımda gördüğüm en zor kadınsın, fasa fiso kalır yanında seninkiler… goygoy bir yana başarılar sevdiğim.

mutlu olmak zordur derler, kötü günler görmeden dostlar. gerçekten şu an yaşadığım her anı kıymetini bilerek değerlendiriyorum. günlerce yataktan çıkmamak yerine sabah yürüyüşü için erken kalkabiliyorum en basitinden. gün içinde bir şey yapmam gerekiyorsa sonraki günlere ötelemiyorum. evet hala zaman zaman yatma isteği, ertelemeler oluyor… yalancıyı sikmiyolar ama doğruculuğu seviyorum artık. haftalarca yatakta yatıp günde bir dizi bitirmekten, çok da güzel evrildim bence şu anki halime. kısa sürede, beklediğimden daha sağlam evrildim hem de. bu süreçte yanımda olan herkese de teşekkür ederim. ne olursa olsun veya nasıl davranırsam davranayım bir şekilde yanımda oldunuz. iyi ki varsınız harbiden. ufak bir selam, gülümseme veya twitter’da atılan bir fav bile değerliydi benim için. siz kalkmış bu blogu okuyorsunuz, valla sizin hakkınız ödenmez işte. tanıyorsam zaten canımsın muhtemelen, tanımıyorsam da elbet bir gün tanışırız güzel kalbinle.

zorlukların üstesinden bir bir geliyorum ben. yavaştan mutluluğa hazırlansam iyi olacak.

yeni yıl istediğiniz şeyleri size getirsin. umutla.

huzuru koklasam egede — 30 Aralık 2021

huzuru koklasam egede

merhaba dostlar. benim bi’ deniz havasına ihtiyacım var. bir elimde defne, bir elimde sevdan… üç haftadır aslında bok gibi şeyler yaşadım genel. 25’e iyi başladığım söylenemez ama yaşadıklarımın altından iyi kalktım. taklalı bir trafik kazası ve kalp krizi falan. en kötü ne olabilir deyip en kötüsünü çekmek… bu sene bıraktım bu lafı kullanırsam çekip vurun. lütfen.

aileyle ilgili güven problemimi yenmeye başlıyorum ama yüzüme vuruyor arada fırtınası… tam böyle adım atasım geliyor artık bir şeylere sonra kalkıp salak yerine koyulan oluyorum. aile valla boktan bir şey ya. evet herkes bildiğini veya gördüğünü uygulayarak geçiriyor hayatını. onların da tek suçu ebeveyn olmaları muhtemelen. ebeveyn ne garip kelime lan? korkuyorum, ne var? düşe kalka büyüyorum işte. biraz yaram var ama geçecek bu gidişle.

yalnız şaka maka şöyle bir bakıyorum eski yazdıklarıma falan. iyi ilerledim her şeye rağmen. gurur duyuyorum kendimle. afferim lan bana. hatalar, yanlışlar yaparken herkes söyler ama bunları düzeltirken kimsenin sesi çıkmaz, böyle durumlarda kimselerin kimsesi olarak kendi sesinizi duymayı öğreniyorsunuz. duyuyorum olum seni. nasıl kalktık ama ayağa! yalnız yine bi’ almasak mı deniz havası? huzuru diyorum koklamasak mı egede?

hala sendelediğim anlar oluyor. bence gayet normal. sıfırdan bir şeyler inşa etmek yerine ilk kez yaralarımı sara sara ilerliyorum. bilmiyorum yani böylesini daha önce yapmamıştım. bu süreçte kırgınlıklarım, kızgınlıklarım var. zamanı gelince onları da saracağım elbet. biliyorum çünkü kendime güveniyorum. artık kendime inanıyorum. insan geçmişe bakıp sürekli keşke demek yerine, şu ana odaklanıp geçmişin yaralarını geçmişte kalarak değil, gerçekten sararak iyileştirebiyormuş. çok garip bunu hissetmek. her şey bir anda anlamsızlaşabiliyor. her an buraya yazdığım gibi güçlü de olamıyorum. zaten bu da insani bir şey değil mi? her insanın da bir günü bir gününü tutmak zorunda değil. herkesin yıkıldığı, sendelediği yerler olur. bunları da tedaviye bağlamıyorum. tedavi bence iyileştirmiyor zaten, insan sadece kendini iyileştirmek isterse iyileştiriyor. şu an hissettiğim ne varsa, belki de öncesinde hissetmediğim kadar gerçek.

kendimi bulmamı sağladığın için sana çok teşekkür ederim. ayrıca farkındayım, altınolukta bir tatil borcum var. toparlanıp geleceksin. adım gibi biliyorum bunu. sen bana inandın ve ben de sana inanıyorum.

bir elimde defne, bir elimde sevdan. kalbim egede kaldı. vallahi ayrılık ölümden beter. yeter bu hasretlik yeter be. aaaaa.

şarkıyı dinlerken biraz duygulanmış olabilirim. şu an için duygusallığa yer olmadığını biliyoruz. ama düzelicez inşallah be!

valla düzelicez.

duyguyla.