karlı kayın ormanı

merhaba dostlar, bu şehirde yalnızlığımı çok derinden hissettiğim bir günden geçerken karlı kayın ormanı çalmaya başladı ve burada buldum kendimi. yalan yok biraz ağlamaklı yazıyorum. içimden bir şeyler eksiliyor, bir soğuk geliyorum kendime nedensiz. kar yağınca şehre çöken sessizlik gibiyim, soğukluğumla birlikte sarıyorum bu şehri bu gece. tad almıyorum bu gece hiçbir şeyden. bir bu şarkı boğuyor beni, bir de bu şiirle olan imtihanı geçememiş olmam kesiyor nefesimi. karlı kayın ormanında yürüyorum geceleyin. başlayalım mı?

neden olduğunu bilmediğim bir mutsuzluk çöküyor ara sıra. tatsız, aksi, lanet bir adama dönüşüyorum. çekilmez oluyorum sevduğum. görüşüp konuşmak istemediğim insanlarla da “görüşmek için görüşmek” istemiyorum. yalnızlığa terk ediyorum bu şehirde kendimi. evdekileri de çok siklemiyorum zaten. ikisi telefondan, biri bilgisayardan kafasını kaldırmıyor. yedi tepeli şehrin güzel yanı buydu işte. bile isteye terk ederdim kendimi yalnızlığa. yalnızlık bir seçimdi orada. burada banka sözleşmelerine yerleştirilen ufak maddeler gibi gözükmese de sinsice batıyor bir anda. yalnız ölmiycem di mi?

bu şiirle olan imtihanı geçememiş olmam kesiyor nefesimi dedim biraz açayım. bana köksüz cesaret veren şiirlerden biriydi bu. ölümden korkmama mesajını çok fazlasıyla verdi. bir de istanbulda yıldızları göremiyordum, memleketten de uzaktım. memleket mi yıldızlar mı daha uzak diye çekerdi içine beni. şimdi gençliğim daha uzak.

bir şarkının getirisi duygular olmalı ve eyleme dönmemeli sanırım. bu şarkı özelinde ve kazım koyuncu’nun terk ediyorum şarkısıyla eyleme dönüşmüştüm. çok saçma ama insan son bir şarkı dinlemek istediğinde aklına çok fazla seçenek geliyor. anlamlı olmasını da istedim içten içe ve son dinlediğim iki şarkıdan biriydi karlı kayın ormanı. özel bir bağ hissediyorum bu şarkıyla. bu şehirde geçirdiğim zamanda daha da bağ kurduğum sözleri oldu. böyle ansızın birinin beni sarmasına, hal hatır sormasına ihtiyacım var. tanımadığım birine uzun uzun kendimi anlatasım, hiç tanımadığım birini tanıyasım var. ansızın mesela çarşıya yürürken, ben ordan geçerken biri, amca dese gir içeri. öyle bi’ ansızın olsa. ne bileyim işte.

yedi tepeli şehirde bıraktım gonca gülümü. bu kısmı bu şarkının en sevdiğim yeri. bu dörtlükte aptal bir tebessüm, hafif bir burukluk ve onlarca yaşanmışlık taşıyorum. şarkının burada bitmesine de asla izin vermem, öyle bi’ şeyim var bu şarkıya karşı. zira yedi tepeli şehirde bıraktıysam gonca gülümü, o da benim ayıbım olmalı. yine de hiçbir zaman ayıp olmayacak bir şey var bu dörtlüklerde. ne ölümden korkmak ayıp, ne de düşünmek ölümü.

gerçekten çok düşündüm ölümü, ölmeyi, ölümü istemeyi falan. hala daha ara ara düşünüyorum ölümü. nazım ayıplamıyorsa ayıp değildir herhalde gibi sığ bir cümleye sığdırmayacağım bunu. bitmedi yazacağım daha. yazmazsam ağlayacağım çünkü. belli ettiğim veya belli etmediğim bir dolmuşluk hakim. bi’ muharebe meydanındayım ve bağırıyorum adına şarkı diyorlar. her neyse. gördüğünüz üzere güçlü ama sallanan bir karakterim var şimdilik. güçlenmeye devam ediyorum. internal olarak gerçekleşiyor bu yüksek oranda. sadece ansızın alakasız bir kişiden veya tanımadığım bir insandan gelecek merhabaya özlem duyuyorum.

konuştuğum veya sadece içimi döktüğüm tek yer blog olmasın istiyorum. efkarlıyım bu gece. biraz iç karartıcı bir yazı oldu. gerçi bu blogu açarken de götüme buzlu badem sokup şampanyalar patlatmayı hedeflememiştim. okuyan herkese teşekkürler.

minnetle.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Bu sitenin arkasında WordPress.com'un gücü var.

%d blogcu bunu beğendi: