yağmurlar

merhaba dostlar, çıkıp gitsem çarpsam kapıyı diye düşündüğüm bir gündemim var bu ara. yağmur yağarken bir de hüsnü abim ah bu yağmurlar diye girince burada buldum kendimi. ah bu yağmurlar, delik deşik ediyor içimi. yağmurla ilgili bir şey yazarken aklıma hep bir adın kalmalı şiiri geliyor normal mi diye sorduğumda psikologumdan alacağım “o şiir bir insan değil seni boğamaz” cevabından korkuyorum. bu cevabı alırsam çünkü twittera da yazamam. yaşananları yazmak daha zor geliyor artık. bi’ arkadaşımın ben de çok üzüldüm ama twittera yansıtmadım dediği günlerdeyim. yağalım mı?

dört beş şarkıyı harmanlayarak yazasım var. araya serpiştirdiğim şarkı sözleri sadece yağmurlar’dan olmayabilir ve bunun için yağmurlar’dan özür dilerim. napim abi daha uzun tutsaydınız şarkıyı. aslında çok tuhaf ya, ezginin günlüğünü senelerce dinledim mesela ve hüsnü arkanın solisti olduğunu bilmiyordum. ilk dinlemeye başladığımda da “aa bu adam niye bu kadar geç kalmış” diye düşünmüştüm. baba zula hayranıydım deli gibi severdim ama solistinin melike şahin olduğunu, melike şahinin şarkılarıyla aşk yaşarken öğrendim. çok garip mesela yine palyaço şiirinin hala turgut uyara ait olduğuna dair bir inanç var içimde. sahi kaç kere ezildim altında yaz yağmurlarının?

bu aralar sıfırdan tekrar anlatmak istiyorum kendimi herkese. nasıl anlatacağımı merak ediyorum çünkü, nasıl ifade edebilirim kendimi, mesela bu blogdan bahseder miyim? sanırım artık göründüğüm gibi olup davranamayacağım. tedaviden falan bahsetmek sanki zayıf hissettiriyor kendimi. aslında öyle de değil, aslan gibi özüme sözüme döndüm. sıla okusa çok gurur duyardı bundan asdgsfhasha. bazen kestiremiyorum gerçekten. anlatasım var aslında ama ne gerek var’a çekiyorum kendimi. bir derdim var işte tutamıyorum içimde. hiç anlatamadım, hiç anlamadılar. bu ara çok duygusalım, dürtüsel hareket ediyorum sanırım. tatlı falan yemeye başladım yine ve tamamen sıkıntıdan, böyle ne yapacağını bilemeyip buzdolabıyla bakışmalı sıkılmaktan bahsediyorum. bu şehir beni boğmaya başladı. insanlarla oturup konuşunca fark ediyorum. insansızlıktan bunaldım ve sosyalleşmeye ihtiyacım var. birkaç kişi bana iyi gelecek, yaralarımı saracak onun da farkındayım ama mesaj atıp “hadi” dersem işim var falan derler gibi de hissediyorum. insanlardan da bıktım. insansızlıktan da. bir yanım diken öte yanım gül, kanıyor.

çok kızıyorum böyle anlarda kendime işte. herkesi istanbulda bırakıp sik gibi döndüm kodumun şehrine. biraz birazım her şeyden. dün biraz sinirlenmiştim mesela. yarın bir kadını seveceğim biraz. biraz biraz kör oldum bugünlerde. neyse… her şey çok normalmiş gibi davranmaya devam. evde gülümse, aynada kendine gülümse, telefonda insanlara gülümse. gülümse hadi gülümse, bulutlar gider mi sezen abla? tam da şu an bu şehre bir film gelmeli. hem de bu gece gelip bir güzel orman olmalı yazılarda. iklim değişmeli, akdeniz olmalı. akşam vakti, efkar geldi aman saz geldi.

megastar tarkanımızın geççek şarkısıyla huzur buldum dün. yemin ederim birinin geççek demesine ihtiyacım varmış, tarkanın bana iyi gelip yaralarımı saracağını beklemiyordum jasdfgkjfdhj. ingiltere hayallerimi sorgulattı bu şarkı ama sonra hemen kendime geldim. kraliçenin köpeği olabilirihav asdgafh. siyasetten de uzak kalamıyorum amk. kanser gibi vücuda girdi mi bir kere istemsizce devamı geliyor. gerçi siyasileşmeyen hiçbir şey kalmadığı için mecburen siyaset konuşuyoruz zaten amk ülkesinde. neyse… gitme hayalleri kuruyorum yine. google eğitimi devam ediyor, arayüz tasarımını detaylandırıyorum falan ama çok şey yapmaya çalışırken hiçbir şey yapamıyorum. yaptıklarımı da tatmin olmadığım için görmüyorum. gerçekten yılgın bir hoşgörüyle yaklaşıyorum her şeye. bana hitap etmese de, olur ya deneyelim diyorum çoğu şeye. kendimi anlatmaktan da yoruluyorum. az önce ne diyordun, şimdi ne diyorsun müptezel pezevenk derseniz bana çok haklısınız. sıfırdan anlatmak istiyorum bu yüzden. insan kaç kere sıfırdan anlatabilir ki kendini? kaç kere sıfırdan yaratabilir? yorgunluğum da bundan. amına koyim nerden nereye geldim cidden. işte bu yüzden seviyorum yazmayı. yazmak bana iyi geliyor, lapa lapa kar yağıyor gönlüme.

kış bitiyor, mevsimler bir kez daha değişiyor ve ben düşe kalka büyüyorum işte. bu yol ingilterenin neresine gider bilmem ama yürüyorum işte. ayrıca biraz da korkuyorum, ne var? orada sıfırdan bir şeylere başlamak korkutuyor. dedim ya sıfırdan anlatmak diye, en çok kafamı o kurcalıyor. başka dil, başka kültür falan korkutmuyor. bilmediği şeylerden korkan değil, bilmediği şeyleri deneyen biri oldum hep. sadece kendini bilememek korkutuyor insanı. bu blogda gerçekten kimse sikimde olmadan yazıyorum, aşırı özgür hissediyorum. bana yazıp sıfırdan anlat deseniz, buraya yazdığım gibi anlatamam muhtemelen. sadece buraya bakıp beni de anlayamazsınız. müthiş tezatlık. çok konular koptu birbirinden veya bana öyle geliyor bilmiyorum. bilmediğim onlarca şeyin peşinden koşuyorum. hatır için yaşamaktan fazlasını yapmalıyım artık.

uzunca bir yazı olmuş. umarım sonuna kadar gelmişsinizdir. özetleyecek olursak diye başlayıp bir bu kadar daha yazasım var. zira hepimizin bir özeti, hepimizi özetleyen birileri vardır. bir başkasına kendinizi anlattığınızda sadece özet geçersiniz. ne duygularınız tam olarak geçer, ne düşünceleriniz. illa gözden kaçan, unutulan veya hatırlanmayan anlar olur. sanırım bir kitap olduğumu ve buraya yazdığım her şeyin bir özet olduğunu hissediyorum. ya tam anlatmayı beceremiyorum, ya okuduğumu anlamıyorum ya da gerçekten genel olarak bilmiyorum. ben kimim söyleyin, zira kayboldum.

özetleyecek olursak.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Bu sitenin arkasında WordPress.com'un gücü var.

%d blogcu bunu beğendi: