pusulam rüzgar

merhaba dostlar, herhangi bir akşam aslında ama bir şeyi var bu akşamın bilmediğim ki beni buraya sürükledi. tanrıları, mitolojileri ve sayısız efsaneyi bizim ürettiğimizi düşünürsek bazen inanmak için bir şeyler yaratıp peşine takılabiliriz. bir süre kendimi tarttığım bir dönem oldu bu yüzden. kardeşim bak emin misin gerçekçi bir hedef mi diye çok sorguladım ve kağıt kalemle ne zaman haşır neşir olduğunu unutmuş ben, finale girecekmiş gibi sayfalarca not çıkarttım. bu inancın gerçekçi olduğu konusunda da memnun ve mezun oldum. gidelim mi buradan?

kendimi yediğim yılları bana sor, var mı hevesin? deseniz kesin ve tek bir cevap veririm. evet, var. bahsettiğim şey öyle sıradan bir şey değil, farkındayım. normal insanların kalkışmayacağı işler yapıyorum hayatta. hatta arkadaşlarımın bile bir kısmının inanmadığı ya da yargıladığı yerler vardır illa. bunun olmasını çok normal karşılasam da, normal kavramıyla bir savaşım var benim. normali kim belirlemiş ve kime göre normal? aslında bahsettiğim bir kelime değil, bir toplum. toplumun belirlediği normlar içerisinde kaldığın sürece normalsin. üniversiteye hazırlanır, üniversiteye gidersin. mezuniyet fotoğrafı falan çektirir oradan mezun olduğun diplomayla işe girer, bir kariyere başlar ve hedeflersin. bir de evlendin mi işte… normal. konfor alanı aslında burası. bunu yaptığınız sürece kimse sizi yadırgamaz, yargılamaz. çizilen sınırın dışına adım atmaya kalksanız, normal altından sopa gösterilir ve “oğlum/kızım boşver onu yapma, deneme” başlar. normali olan ama toplumun normlarına sığmayan biri olarak yazıyorum. üniversite diplomam yok, henüz bir işim de yok, maddi gelirim falan da yok. yani toplumun yokları içerisinde var olmaya çalışıyordum. sonra işte… pusulam rüzgar.

bir hayalim var, dışarıdan absürt gözüken. bir hedefim var, toplum için imkansızı barındıran. bir kendim var, bir daha bırakmamak için sıkıca sarılan. yani dostlar kısaca kurduğum hayallerin, hedeflerin hatta yapmak istediğim mesleğin toplumda yerinin olmadığının farkındayım. başarıncaya kadar yine ne deniyor, ne yapacak diyebilirsiniz. başarısız olursam ben demiştimciler var şimdiden çevremde başta aile büyükleri. hiç önemli değil. inanmış, kudurmuştan beterdir derler. kendime inandım ve yapabileceğimi kendime kanıtladım. çevremdeki insanlara ingiltereye gideceğim demeden önce, kendimle yüzleşmem gerekti ve en zoru kendimi buna ikna etmekti. insan değişik bir canlı, neyi hedeflerse ona evrilebilir, kendini ona adapte edip hayatta kalabilir ve tüm duygularınızı, düşüncelerle size yansıtır. zaten psikolojide de öyle geçiyordu sanırım. insanı depresyona sürükleyen yaşanan olaylar değil, o olaylara bakış şekli gibi bir şey. yalan da olmasın diplomasını almadım onun…

gel gidelim yolları bana sorma, ne bileyim? derdim eskiden. kendimi yediğim yılları bana sorarsanız artık kaybettiğim şeyleri anlatmak yerine, kazanımlarımı dinlersiniz. gerçi zaten bu blogu okuyorsanız bu dönüşüme tanık olmuşsunuzdur. bugün okuduğum şu yazı da kararımın doğruluğunu soğuk su gibi tekrar vurdu yüzüme. ben başaracağım. bu ülkeden siktir olup gideceğim. oraya gittiğimde kendime koyduğum bir hedef var. hatta onu da başaracağım. yani bir yelkenli kalktı bu şehirden rotası ingiltere olan. ister o gemide yer alın, ister almayın. limandan ayrıldığımda geri dönme şansınız olmayacak.

kendini bilen, hedefleri ve inancı için inatçı olan birinin blogunu okudunuz. sevgiyle.

gidelim burdan, pusulam rüzgar.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Bu sitenin arkasında WordPress.com'un gücü var.

%d blogcu bunu beğendi: